“KORKMAYIN!” ve harekete geçin… Bundan sonra ben öyle yapacağım…

Hepimiz korkuyoruz…
Büyük laflar etmekten… Büyük işler yapmaktan…
Çekiniyoruz… Çünkü gücümüzü göremiyoruz…

Ve bizim korkaklığımız sonucunda, insanlar ve hayvanlar ölüyor, ölmeye devam ediyor…
Evet, bu bizim suçumuz!

Bunu biz yarattık, biz devam ettiriyoruz…
Hiç baktınız mı kendinize?
En son ne yaptınız?
KİMİ, NEYİ kurtardınız?

Her gün sokağınızda dolanan, güzel gözleriyle bir yudum sevgi, biraz su ve/veya yemek için size yalvaran köpeği beslediniz mi hiç? Sevdiniz mi? Ona kötü gözle bakan yaşlı teyzeye bir şeyler anlatmaya çalıştınız mı?..

Her gün okula yürürken gördüğünüz çocuğa, soğukta üşüyen ama gene de mendil satmaya çalışan o çocuğa bir mont aldınız mı?..

Yaptıysanız, harika gençlersiniz…
Sizinle gurur duyuyorum… Desteğim daima sizinle olacak…

Yapmadıysanız, DAHA NE BEKLİYORSUNUZ?

Haklısınız, yardım zorla edilmez…
Fakat yardım etmeyecekseniz, şikâyet de etmeyeceksiniz…
Yollardan, insanlardan, yemeklerden, hayvanlardan…
Hiçbir şeyden.
Çözümü için çabalamadığınız hiçbir şey için şikâyet etmeye hakkınız yok…

Dilekçeler, imzalar…
Onlar kâğıt parçaları…
Elbette faydaları var ama kimse kusura bakmasın, istediğimiz oranda etkisi yok! İstediğimiz çoğunluğu sağlayabildik mi hiç? Yıllardır uğraşıyoruz… Hayır… Kavgalar, düşmanlıklar vs buna engel oldu.

Internet hayvan severliği/yardım severliği buna engel oldu!

Şimdi sizden bir şey rica ediyorum…
Bilgisayarın başından kalkın… Dilekçeleri iki dakika rafa kaldırın…
Ve sokağa çıkın. Kurtarın. Karşı çıkın, korkmayın! O kedinin hayatını değiştirin! Beklemeyin…
Korku, en büyük engelimiz…
Yasalardan, komşu teyzeden, muhtar amcadan, ısırılmaktan, bıçaklanmaktan… kısacası her şeyden korkuyoruz…

Artık korkuyu atın, orada hayvanlar ölüyor! İnsanlar ölüyor! Sizse sadece korkuyorsunuz… Onların yaşadıklarını gözünüzde canlandırabiliyor musunuz?..

Korkmayın ve harekete geçin…
Bundan sonra ben öyle yapacağım…

Sevgiler,

İdil Uzun

ALEX kurtarılmadan önce... 3 bacağına, sahiplendirilmesi çok zor olmasına rağmen, onu orada bırakmadık...

ALEX kurtarıldıktan sonra, o bir neşe bombası... Onu hayatının sonuna dek sevecek ailesini, kalıcı yuvasını arıyor...


1 comment February 2, 2010

Bu sefer de ben yazacağım, bilinçlenme ve eğitimin önemini…

Epey bir süredir yazmadım, yazamadım.
Kelimelerin anlatamayacağı kadar ağır ve yoğun şeyler yaşıyoruz.  Çünkü diğerleri gibi kalbimizi kapamıyoruz dünyaya, olaylara, insanlara ve en önemlisi hayvanlara. Görüyoruz. Kalbimizle.

Lets Adopt’ın kurucusu, emekçisi, günlerini, aylarını, yıllarını hayvanlar için harcayan bir dostum var: Viktor Larkhill. Sıcacık bir gülümsemesi, ağabeyim gibi hissettiren güveni ve önerileri var. Bugün onun bir yazısını okurken, ne kadar haklı olduğunu ve onu tanıdığımız için aslında ne kadar şanslı olduğumuzu bir kez daha gördüm.

Eğitim diyordu. Eğitim ve bilinçlenme.

Bazılarınıza boş geliyor, “Ivan yazmış gene” diyorsunuz.
Bu sefer de ben yazacağım, bilinçlenme ve eğitimin önemini.

Bilinçlenmeye birçok alanda ihtiyaç var. Size dünyamız, insan hakları, faşizm ve ırkçılığın körlüğü, sevginin önemi hakkında birçok şey yazabilirim. Fakat Young Let’s Adopt, önce hayvanlar konusunda eğitip bilinçlendirmeyi esas almıştır. O yüzden bugün, kısırlaştırmanın önemini size anlatmaya çalışacağım.

Neden kısırlaştırma?”, “Onların üreme hakkı yok mu?”, “Cinslerini mi kurutacaksınız?” gibi saçma cümleleri her gün duyuyorum.

Şimdi başımdan geçen bir olayı anlatayım, belki anlamanıza yardımcı olur.

Sokağımdaki en sevdiğim köpek Yağmur.
Yağmur Şanslı’nın kardeşi.
Bir ara biri sahiplenmişti, fakat adamın akli dengesi yerinde değil. Bir ara evine alıyor, sonra geri sokağa bırakıyor.
Yağmur gene de o adamı çok seviyor, kopartmaya çalıştıysak da başaramadık.
Ve bir zaman sonra Yağmur regl oldu. Kısırlaştıramamıştım zamanında. Dünya başıma yıkıldı.
Erkek köpekler peşinde koşmaya başladı.
Hemen veterinerimi aradım ve Yağmur için en doğrusuna karar verdik.
Reglinin bitiminde hemen kısırlaşacaktı Yağmur ve evet, kürtaj olacaktı.
Oldu da.
On yavru daha bezelye tanesiyken, gitti.
Yağmur şimdi koşup oynuyor, çok mutlu. Artık kısır, doğurmayacak.
O on yavrunun sağlıklı bir şekilde doğduğunu düşünelim.
Muhtemelen en soğuk günlerde, bugünlerde doğacaklardı.
Eğer doğsalardı, ben onları derhal pansiyona koyardım Yağmur’la birlikte.
Fakat benim olmadığımı düşünelim.
Yavruların çoğu ölürdü.
Ölmeyenler ise, sokağın bir köşesinde karşıdan karşıya geçmeye çalışırken ezilir, büyürken tekmelenir, garip ve boş insanlar tarafından şikâyetle toplatılırdı. Zehirli etle katledilirdi.
Yağmur’un arka bacağında büyük bir problem var, doğururken ölme riskinden bahsetmek bile istemiyorum.
Belki iki tanesi yaşardı, onlar da Yağmur gibi bize ve yarı sahibe bile sahip olacak kadar şanslı olmayacaktı belki de.
Ormanlara atılmazlar ise ya da ölüm kampı barınaklara; açlık, soğuk, dayak, işkence ve en sonunda bilindik son, araba altında can vereceklerdi.
Şanslı ve Yağmur iki kardeş, diğer kardeşleri yok, ölmüş.
Onlardan sadece ikisi başardı hayatta kalmayı ve benimle tanıştılar. Bu onların şansıydı.

Şanlı'nın eski hali, gerçekten kötü durumdaydı...

Peki ya ben olmasaydım, Şanslı ileri derecede raşitikti. Gelişemeyecekti bacakları. Ya araba altında ezilecekti ya da onu aldığım sokaktaki dükkân (Şanslı’dan tiksiniyordu) onu zehirleyecekti.
En kötüsüyse Şanslı’nın agresif bir köpek olması ve onu barınağa koyma ihtimalleriydi. Orada kendi gibi şanssız kardeşleriyle kavga edecek, belki de ölecekti.
Yağmur’u beslemeseydim, kısırlaştırmasaydım, o çocukları bu kötü ve acımasız dünyadan kurtarmasaydım, her gün ölülerini toplarken, “üreme hakkını elinden almadım” diye sevinebilecek miydim acaba???

Şanslı'nın bugünkü hali... Çok mutlu ve çok "şanslı" :)

Sevinen varsa, kusura bakmayın ama siz psikopatsınız.
Her kedi ve köpek Yağmur ve Şanslı kadar şanslı değil.

Onlar ölüyor, onlar sürünüyor ve siz hâlâ cins köpeklerinizi komşunuzun cins köpeğiyle çiftleştiriyorsunuz.
Sokak köpeklerini ölüme terk ediyor, onları eziyorsunuz.
Şimdi gidin, sokağınızdaki köpeklerin gözlerine bakın.
Onları sevin, gözlerine tekrar bakın. O derinliği hiçbir ev köpeğinde bulamayacaksınız. Onlar acı çekti, onlar eziyet çekti, onların canları çok yandı!!!
Ve sonra ve onları sahiplenin. Sahiplendirin! Dünyada hiçbir sevgi, size sokağınızdan ya da barınaktan kurtardığınız o can kadar haz vermeyecek.


Sevgilerimle,
İdil Uzun

6 comments January 31, 2010

Sadece hayvan sahibi olmak mıdır hayvan sevmek?

SADECE HAYVAN SAHİBİ OLMAK MIDIR HAYVAN SEVMEK?

Çevremde birçok arkadaşım var hayvan sahibi olmak isteyen ama olmayan. İmkânları elverişli olmayan ya da hayvan beslemesine engel koşullar altında yaşayan. Ama yine de hayvanları çok seven. Soruyorum siz hayvan severlere: Sadece hayvan sahibi olmak mıdır hayvan sevmek? Çoğunuzun cevabı “Hayır” olacak eminim. Çok insan gördüm pet shop camlarından bakıp orada satılan küçük yaşta annesinden ayrılmış, cılız bebeklere yuva açmak isteyen. Ama eminim hiçbiri o bebeklere neler yapıldığının farkında değiller…

Sokakta yaşamak zorundalar, onlara yardım etmek istemez misiniz?

Ama konumuz bu değil. Konumuz, bu insanların barınaktaki canlara neden yardım eli uzatmadığı. Bu insanların hiçbiri, barınaktaki o canlardan haberdar bile değil. Satılan hayvanlardan çoğu o pet shop denen iğrenç yerde veya bir üretim çiftliğinde gözünü açmıştır eminim. Onların şansları “cins” oldukları için daha yüksek belki. Peki ya geride kalanlar? Geride kalanlar, hayatları boyunca o dışkı dolu, soğuk mermer kafeste yaşamak zorundalar. İşte, hayvan sahibi olamayan siz insanlara soruyorum şimdi de: Geride kalanlara ikinci bir şans vermeye ne dersiniz? Barınaklara gidip başlarını biraz okşamaya, onlara sevildiklerini hissettirmeye, diğer insanlara hayvan severlerin de var olduğunu göstermeye ve geride kalanlara yaşamaları için bir neden sunmaya ne dersiniz? Ya da bir ya da birkaçının bakıcı anne, babası olmaya? Evde ayaklarımızı uzatıp televizyon izlemek bize bariz daha rahat geliyor tabii. Ama biz televizyon izlerken geride kalanlar birbirlerinin ölümlerini izliyorlar. “Bir köpeğin ya da bir kedinin bakıcı annesi, babası olabilir miyim?” dediğinizde hiçbir barınak size “Hayır” demez emin olun. Hatta bazı barınaklar, güvendikleri takdirde, geride kalanlardan bir dostumuzu birkaç saatliğine dolaştırmaya veya onunla pikniğe gidip birlikte vakit geçirmemize izin verirler. Bu fırsatı neden değerlendirmiyoruz?

Ama bir şeyi unutuyoruz: Sokaktaki canlar. Onlar için yapabileceğimiz o kadar basit şeyler var ki… Plastik bir kaba biraz mama, biraz su koyabiliriz. Kedilerin yağmurdan korunmaları için dışı naylonla kaplı karton kutular yapabiliriz. Çoğu sokak hayvanı çöpten besleniyor, bildiğimiz gibi. Onlara bir tas mama ve bir tas su koyarak yaşama şanslarını artırabiliriz. Hem aç kalmaz hem de çöplerin içinde yemek arama çabasında kendilerini yaralamazlar. Çöp poşetlerinde birçok şey olabiliyor: Kırık cam parçaları, kullanmadığımız çatal, bıçaklar, bozulmuş, küflenmiş yemekler… Ve tahmin edemeyeceğimiz birçok zararlı şey… Her şeyin bir çözümü var tabii ki. Bu saydıklarımı ayrı bir poşete koyabiliriz. Ya da tüm çöplerimizi kalın bir şekilde sararak atabiliriz.

Hiçbir şey imkânsız değildir.
Geride kalanların yaşamları bizlerin elinde.

Sevgi ve saygılarımla
Eren Gedik :)

5 comments January 11, 2010

Gençlik nereye gidiyor?

Gençlik nereye gidiyor?” Bu lafı büyüklerimizden çok duymuşuzdur. Belki sizin için sıkıcı, anlamsız ve gereksiz bir cümle bu ama ben bu aralar sık sık kendime soruyorum bunu.
Gerçekten nereye gidiyor bu gençlik?

Çevremdekilere, gençlere bakıyorum da. Hepsi aynı tek TİP. Giyinişleri, konuşma tarzları, gezdikleri yerler, davranışları… Hepsi aynı. Neden böyle, çok merak ediyorum. Ya da ben veya arkadaşlarım neden onlar gibi değiliz? Çoğunda bir havalar bir havalar… Kendilerini moda ikonu mu zannediyorlar nedir? Halbuki hepsi aynı dediğim gibi. Kime bu afra tafra, anlamadım. Aynı saç şekilleri, aynı ayakkabılar, botlar, aynı markalar, aynı kıyafetler. Nereden geldi bu marka merakı? Ve neden?

Küçücük çocuklarda bile aynı şeyler… Hatta bırakın genç gibi giyinmeyi, kadın/adam gibi giyiniyorlar direkt. Bence çok anlamsız. Her neyse…

Gençlerde ki bu “Amerikan” özentiliği, zaten duyarsız olan toplumumuzu iyice duyarsız hale getiriyor bence. Çünkü yeni nesil sadece “marka tutkunu” olarak yetişiyor. Hayvanmış… Çevreymiş… Kimin umurunda? Eğer ayağında “UGG”ı, üstünde “GAP” marka sweat’i varsa, geri kalanı önemli mi? (Bu markaları hiç bilmezdim, okulda göre göre hepsini öğrendim sanırım…)

Size onun kadar saf ve temiz bir sevgi verebilecek kaç insan tanıyorsunuz?

Geçenlerde Facebook’ta yazdığım notu okudunuz mu? (Link: http://www.facebook.com/note.php?note_id=193231354100 )
Bu tarz insanlarla beraber yaşamak mecburiyetindeyim maalesef. Anlamıyorum neden bu kadar zor “duyarlı” olabilmek? Ya da en azından duyarlı kişilere saygılı olabilmek… Tek istediğim çevrenize saygılı olmanız. Bir kedi ya da köpek sahiplenseniz, barınaklara yardım etseniz… Nerede? Bunları sizden beklemiyorum tabii ki ama en azından kapının önüne bir kap su koymak ne kadar zor olabilir ki? Aaa… Gerçi arkadaşlarınız “Cadde”de sizi bekler. Bekletmek olmaz tabii.. Her neyse…

Notta bahsettiğim gibi, kediler köpekler ve diğer tüm hayvanlar benim için çok değerli. Hatta bazı “insan”lardan (!) çok daha fazla… Bu neden böyle, biliyor musunuz? Çünkü hiçbir zaman bir kedi size yalan söylemez. Çünkü bir köpek asla size ihanet etmez. Ya da sırf canı istediği için birbirlerini öldüren hayvanlara rastladınız mı hiç? İşkence eden, yakan, tekme atan, terk eden?.. Bunlar insanlara (!) ait özellikler. İşte bu yüzden hayvanları insanlardan daha fazla sever ve saygı duyarım.

İnsan demişken… Hayvanları seven, koruyan, kollayan GERÇEK insanlara da saygı duyarım. Hem de çok fazla. Çünkü onlar muhteşem insanlar, sizler gibi değiller. Onların her zaman öncelikleri hayvanlardır. Siz “Bugün hangi ojeyi sürsem?” diye düşünürken, onlar “Acaba bugün bir hayvana nasıl yardım edebilirim?” diye düşünürler. Aynı görünüyoruz ama aynı değiliz… Ve inanın sizle aynı sıfatı taşımaktan utanıyorum sevgili “İNSAN”lar…

Sevgi ve saygılarımla,

Merve :)

Add comment December 28, 2009

Bir araya gelmek… Bu kadar zor mu gerçekten?

Bir araya gelmek ..

Cumartesi günü, ailemiz Hasdal ve Yedikulede barınaklarındaydı. Hiç kimse hafta sonu yatağından kalkmaya üşenmedi. Hatta ellerinde yiyecekler, mamalar ve sevgi dolu kocaman kalpleriyle barınaklardaki dostlarımıza yardıma koştular. Hasdal’da protesto vardı. Öldüren 50′den fazla canımız için, ikinci defa orada toplandık. Geleceğini söyleyen kişilerin ne yazıkki hepsi orada değildi. Gelmeyen bazı hayvan severler ruhen orada aramızdaydı… Bazılarının da işleri vardı, belki de yataklarından kalkmak istemediler. Bilinmez… Ama orada olanlar, olmayanları aratmadı. Tabii herkesin arzusu orada daha fazla kişi olmak, beraber daha fazlasını başarmaktı… Tabii ki bir şeyler başardık. Kaybettiğimiz canlarımızın hakkını aradık ve o katillerden korkmadığımızı gösterdik. Daha sonra barınaktaki dostlarımız beslendi, sevildi ve hasta olan 2 tane bebeciğimiz tedavi edilmek ve sahiplendirilmek üzere oradan alındı…
Zaten yola atılmışlardı !!!

Hasdal’da patili meleklerimizden çok dikkat çeken bir ufaklık daha vardı : Deniz. Deniz elindeki oyuncak köpeğiyle oradaydı. Jandarmalardan ya da oradaki ‘barınak’ görevlilerinden korkmuyordu. Patili dostlarımıza yardım etmek için o da oradaydı. Deniz geleceğin en iyi hayvanseverlerinden biri olacak, bu kesin ! :)

Deniz, küçücük değil mi? Ama yüreği dünyalar kadar büyük... Ve bu küçük kız orada, bizimleydi...

Ve İdil, sevgili arkadaşım. İzmir’den İstanbul’a gelip Hasdal’da olmayı çok istedi ancak uçağının altı saat gecikmesi nedeniyle ne yazık ki aramızda olamadı… Keşke herkes bu kadar duyarlı olabilse…

Şimdi asıl konuya gelelim: Gönül isterdi ki bütün Let’s Adopt ailemiz orada olsun. Ama aile fertlerimizin kimi şehir dışındaydı, kimininse işleri vardı. Bir şekilde orada olamadılar. Ben de ne yazık ki çok istememe rağmen orada olamadım, gerek yaşım sebebiyle izin alamamamdan gerekse izin alamamamın asıl sebebi olan Hasdal’ın bize olan uzaklığından. Umarım bir dahaki sefere orada olabilirim.

Şimdi sizlere bir sorum var arkadaşlar ? Neden sadece BİR seferlik de olsa güzel hafta sonunuzda dostlarımız için bir plan yapmıyorsunuz ? Biliyorum ki çoğunuz hafta sonu arkadaşlarıyla geziyor, beraber eğleniyor ve hatta gezmek için şehir dışına bile çıkıyor. Eğlenmek, gezmek elbette ki hakkımız, hele bu yoğun ders ve sınav temposunda. Ama iyi bir şey yapmak kadar insanı rahatlatan bir şey olabilir mi ? Barınaklarda dostlarımızla olmak, onları sevmek, onlarla oyunlar oynamak… Belki de sahiplenmek…

Lütfen arkadaşlar, toplanmak, bir araya gelmek, özellikle patili dostlarımız için bunu yapmak hiç zor değil. Lütfen her zaman duyarlı ve sevgi dolu olun… Çünkü bir dahaki sefere hepinizi bir arada ve yanımızda görmek istiyoruz !.. :)

Sevgilerimle
Merve :)

4 comments November 26, 2009

Duyarlı Olmak Neden Bu Kadar Zor?..

Duyarlı olmak… Nedir duyarlı olmak?.. Duyarlı olmak, çevrenizde olan bitenin bilincinde olmak, karşılaştığınız olaylarda “Ah yazık!” demek yerine harekete geçmektir. Peki, çoğu insan bu özelliğe neden sahip değil?.. Bu, elbette bilinmez…

İşin aslı, iyi insanlar duyarlı insanlardır. Tam anlamıyla iyi insanlar… Sevgiyi, dostluğu, vefayı bilen iyi insanlar… Ama artık o kadar bencilleşmişiz ki kendimizden başka bir şey düşünemez olmuşuz. Aramızda çok az bir kısım benliğini koruyor ve kalbinin sesini dinliyor. Keşke herkes böyle olabilse…

Duyarlı olmak bu kadar zorlaşmışken, hayvanlar konusunda insanlardan duyarlı davranışlar beklemek zor oluyor elbette. Sokakta hasta bir kedi ya da köpek gördüğünde onu alıp veterinere götürmeye, tedavi ettirmeye kaç kişinin vakti var?.. Büyük çoğunluğun yok ama hayvan severler ne pahasına olursa olsun bunu yapıyorlar. Halbuki duyarlı olmak bu kadar zor değil. Bir kere duyarlı olmayı, yardım etmeyi denerseniz, eminim o mutluluk duygusunu çok seveceksiniz :)

Lütfen duyarlı olalım...

Onlara karşı sevgi dolu ve duyarlı olun

Geçenlerde okulun bahçesinde çocukların bir şeyle uğraştıklarını fark ettim. Yanlarına gittiğimde yaklaşık 45 günlük ufacık bir köpek yavrusunun yattığını gördüm. Çocuklar seviyorlardı sanırım ama pek emin değilim. Yavruyu kucakladığım gibi çocukların önünden aldım ve elimdeki tostu ona yedirmeye başladım. Daha sonra da suyunu içirdim. Çocuklar, yavrunun annesinin okul dışında olduğunu söylediler. Bu Let’s Adopt ailesine bir itirafım olsun: 11 yıllık okul hayatımda ilk defa okuldan kaçtım…O da bir köpeğin annesini bulmak için… (Tabii sevgili arkadaşlarım ve kardeşlerim, okuldan kaçmak kesinlikle kötü bir şeydir. Lütfen denemeyin :) )

Her neyse, bunu anlatmamın sebebi “Bakın, ben iyilik yaptım!” demek değil kesinlikle. Bunu yanlış anlamayın. Anlatmak istediğim konu şu: Okulumda 700 öğrenci ve buna ilave olarak da bir ilkokul var -yaklaşık 700-800 kişi- yani 1400 küsur kişi içinde sadece BİR kişi bu hayvanla ilgileniyor. Peki arkadaşlarım neden bu yavrucuğa yardım etmiyorlar?.. Zor bir şey değil ki bu… Bir köpekle ilgilenmek, ona bakmak… Umarım bir daha ki sefer, böyle bir şeyle karşılaştığımda yanımda birçok arkadaşım olur… Hatta belki sahiplenmek isteyenler bile çıkar :)

Sokaktaki hayvanlar, hele yavrular, bazen o kadar zor durumda oluyorlar ki… Her zaman bizlere muhtaç durumdalar, yardıma ihtiyaçları var. Böyle bir durumla karşılaştığınız zaman arkadaşlarınıza haber verin ve onlardan yardım isteyin. Sizden bir ricamdır bu. Lütfen hayvanlara karşı her zaman sevgi dolu ve duyarlı olun. O kadar çok ihtiyaçları var ki bizlere… Onların zor durumlarını arkadaşlarınıza anlatın. Sizler de elinizden geldiğince yardımcı olun. Lütfen… Bu dünyada yalnız yaşamıyoruz ve bu güzellikleri koruyup kollamak her daim bizim görevimiz :)

Bu arada ufaklık yeni yuvasında, beş yaşındaki arkadaşıyla beraber mutlu mesut yaşıyor şu an :)

Sevgiler

Merve

7 comments October 29, 2009

“Barınak” gerçekleri… Neden kendimizi kandırıyoruz?

Barınaklar…

Belediye ya da artık köpeğine bakmak istemeyen biri geliyor, köpeciği yüzlerce, binlerce yabancı köpeğin arasına bırakıyor. O yabancı köpekler günde iki öğün ağızlarına kadar doyuyor. Daima istedikleri özel ilgi ve sevgiyi hissediyor, özgürlüğü yaşıyor. Kusursuz sağlık imkânlarından yararlanıyor. Ve o gün, sıcacık yataklarından yeni kalktıkları o sabah, güneş banyolarını yaparken aralarına katılan bu yeni köpeği hemen kabul ediyorlar. Büyük olanlardan biri sıcacık yatağından kayıp ona yer acıyor, su ve mama itiyor önüne… Köpecik artık hiç ürkmüyor: Yemeği var, mutlu ve huzurlu bir barınak…

Barınağı böyle bir yer mi zannediyorsunuz?.. Ama değil…

Barınaklar...

Umutlarını kaybetmeden beklemeye devam ediyorlar...

Zincirler, kafesler, açlık, kavgalar, hastalık, ölüm dolu aslında barınaklar… Bir de güzellikleri görülemeyen patiler var tabii…

Türkiye’deki en iyi barınaklar bile, sizin hayal bile edemeyeceğiniz kadar berbat.

Peki, ya yeni doğan bebekler?.. Özel odalarında, hijyenik koşullarda yaşadıklarını mı sanıyorsunuz?.. Uzun ömürlü olmadıklarını söyleyebilirim…

Neden kendimizi kandırıyoruz?..

Barınaklar...

Onlar da özgür ve mutlu olmak istiyorlar...

Sahip arayan köpeklerin ilanlarını görüyorum: “Yuva bulamazsa barınağa gidecek.” İnsanları dinliyorum: “Köpeğime bakamıyorum, barınağa vermeyi düşünüyorum.

Barınak çözüm değildir, asla da olmayacaktır.

Barınaklar köpek deposu değildir. Barınak, aslında hayatını kendi başına idame ettiremeyecek özürleri olan hayvanların olması gereken, az sayıda köpekle, daha hijyenik bir biçimde işlemesi gereken yerdir. Ama Türkiye’de barınaklar, bazı belediyelerin yardım bile etmediği, 3-4 gönüllünün çabalarıyla mama bulmaya çalışan, hastalık dolu yerlerdir…

Gönüllülerin ayakta tutmaya çalıştığı barınaklar...

Gönüllülerin ayakta tutmaya çalıştığı barınaklardan biri daha...

Barınaklar...

Bulunabilen yiyeceklerle beslenmeye çalışıyorlar...

Barınaklar...

Her gün yenileri geliyor...

Sağlıklı köpeklerin sokaklarda koşup oynaması gerekir. Hayvanları evcilleştirip hayatımızın bir parçası yaptık. O zaman onlarla yaşamayı da öğrenmeliyiz.

Onlar çok özeller… ve maalesef hiç mutlu değiller…

İdil

3 comments October 10, 2009

“Terk edilmek…” Gelin bunun üzerine biraz daha düşünelim…

Terk edilmek…

Terk edilmek! Bu kelimeleri duymak, söylemek bile ne kadar acı verici bir duygudur… Peki ya yaşamak?..

Her gün dört ayaklı dostlarımız terk ediliyor. Sokağa, ormana, evinden çok uzaklara atılıyor. Ya da yazlığa, eve bizim yaşıtlarımız, arkadaşlarımız, kardeşlerimiz için hediye olarak geliyor. Daha sonra kış geliyor, siz evinize dönüyorsunuz. Ama eksik olarak… Dört ayaklı dostunuz sizinle değil, çünkü onu yalnızlığa terk ettiniz!

Lütfen, ASLA onları terketmeyin!

Lütfen, ASLA terketmeyin!

İnsanlar, en azından büyük çoğunluğu vefalı değildir. Anne-babasına, kardeşlerine, arkadaşlarına… Yani etrafındaki kimseye karşı vefalı değildir. Doğal olarak hayvanlara karşı da bir vefa, sevgi, özen bekleyemiyoruz haliyle. Öğretmenimin derste anlattığı şu GERÇEK OLAYı sizlerle paylaşmak isterim. Öğretmenimiz öğrencileriyle bir huzur evine gidiyor. Oradaki büyüklerimizden biri çocuklarından bahsediyor. Biri doktor, diğeri asker olmuş, yüksek bir rütbeye sahip. O amcaya buraya nasıl geldiği soruluyor ve sevgili amcamız şu cevabı veriyor: “Gezmeye gidiyoruz dediler, dışarı çıktık. Meğer buranın müdürünü önceden ayarlamışlar. Beni buranın kapısına bırakıp markete diye gittiler. O anda görevliler beni içeri aldılar ve… Buradayım.” Yani anlatmak istediğim, bu kişiler ya da insanlar kendisini okuyup yetiştiren ÖZ babalarını böyle bir oyunla huzur evine TERK EDİYORken, patili meleklerimizin terk edilmesi bu duruma göre gayet normal, tabii ki bu insan(!)lara göre.

Köpek veya kedi bakmak, beslemek, yetiştirmek sorumluluk isteyen bir YAŞAM olmasının yanında, aslında bu yaşamın temelinde sevgi, güven ve dostluk vardır. O küçük melekler küçücük kalpleriyle size kısa sürede o kadar çok bağlanırlar, sizi o kadar çok severler ki sizden bir saniye dahi uzak kalmak onlar için çok zordur. Bir saniye diyorum… Ya bir ömür?.. Terk edilen hayvanlar bu durumda gerçekten tahmin edemeyeceğiniz kadar çok üzülürler, öyle ki, bu üzüntü onları ölüme bile götürür. Bu bir gerçek :(

Hayatta kalmaya çalışıyorlar...

Hayatta kalmaya çalışıyorlar...

Ailenize bir DOST katacaksanız lütfen iyi düşünün. Bu, sizin yaşamınızı baştan aşağı etkileyecektir. Eğer bir kedi ya da köpek istiyorsanız, durumunuzu gözden geçirin ve yeni bir CAN için hazır olup olmadığınıza karar verin. Ailenizle oturup yeni bir birey için imkânınız olup olmadığını konuşun. Okul durumunuzu inceleyin. Boş vakitlerinizi ne şekilde değerlendirdiğinize karar verin. Bu patili melek sizlerle yaklaşık 9-12 sene beraber olacak. Bunu iyi düşünün ve kesinlikle şöyle bir şey aklınızdan geçmesin: “Bakamazsam, atarım-salarım-bırakırım gider.” ASLA!!! Terk etmeyin! Ve asla onları kendiniz için bir oyuncak, bir hediye, geçici bir heves olarak görmeyin. Bu şekilde düşünen bir arkadaşınız varsa, onunla da konuşun ve bu konuda bilinçlenmesini sağlayın. Onlar da ailemizin bir ferdi, onlar da sizler bizler gibi ilgiye ve sevgiye muhtaç canlılardır. Lütfen onlara değer verin. Lütfen TERK ETMEYİN!!!

Eğer bir kedi- köpek bakmanın nasıl bir şey olduğunu merak ediyorsanız, öncelikle bir dostumuz için “geçici ev” olun. Hem bize yardım edin hem de ailenin yeni ferdiyle yaşamanın nasıl olduğunu tecrübe edin. Belki de onun tek ve son ailesi siz olursunuz?.. Kim bilir?..

Sevgilerimle :)
Merve

3 comments October 8, 2009

Anne babalar! Size bir mektubum var!..

Anne-babalar! Size mektubum var!..

Neden bu korku?.. Neden üzüyorsunuz yüreği yardım isteği ve sevgiyle dolu çocuğunuzu?..

Dokunma!.. Eve alma, pistir… Besleme, yapışacak kapımıza… Alamam… SEVME!!! (Bu son kelime ne kadar korkunç…)

Evet, aileler!

Ev biraz kokuyor :) ama sonsuz sevgi, korktuğunuz o kötü kokuyu bastırıyor :) Yüreğimizin sevgiyle atmasına izin veriyoruz.

Şila kızımız yuva arıyor

Şila kızımız yuva arıyor


Yaşıtlarımı, küçük çocuklarınızı, bebeklerinizi korkutup hayvanlardan soğutmayın!

Sevmekten, yardımlaşmaktan güzeli var mı?

Yardım etmeden, sevmeden tam olur mu insan?

İnanın, siz de hoşlanacaksınız dört patili dostlarımıza yardım etmekten..

Minik kediciklerimiz

Minik kediciklerimiz ev arıyorlar...


Yardım etmek, sadece Golden Retriever bakmak değildir. Bunu yaparken, aynı zamanda muhtaç olanı da düşünmektir. Evde baktığınız can dostunuzun yanına yardıma muhtaç olanı da eklemektir…

Evde hayvan beslemek neden yasak?..

Bu kör küçük yız yuvasını buldu bile!

Bu kör küçük kız, Simba'mız yuvasını buldu bile!


Aslında serbest bırakılması ve teşvik edilmesi gereken en önemli şeydir evde hayvan beslemek… Dünyada bu kadar kötü şey varken, sevgi dolu bir dostluğu yasaklamak niye?..

O köpek ya da kedi en yakın dostu olacaktır çocuğunuzun. Hayatını düzene sokacak, sorumluluk duygusu aşılayacak ve hepsinden önemlisi mutlu edecektir onu… Ancak köpek (ya da kedi) bir karne hediyesi olacaksa, bu yardım olmaz.

Her şeyden önce, aileler olarak SİZİN kendinizi hazır hissetmeniz gerekir. Hazır mısınız sınırsız bir sevgiye?.. Bir hayvanın tüyünden, kokusundan ötesini görmeye?..

Barınaktan kurtarılan bu küçük, artık bir melek oldu... Onu hergün özleyeceğiz...

Barınaktan kurtarılan bu küçük bebek, Nohut'umuz artık bir melek oldu...

Çocuğunuz sorumluluklarını biliyor mu? Sorumlulukları konusunda çocuğunuzu geç kalmadan bilinçlendirin. Evde beslediğiniz köpeğinizi her gün gezdirmesi, ona sorumluluk bilinci kazandırır. Çocuğunuzu güzelliklerden mahrum bırakmayın. Şartlarınız müsait değilse, eve hayvan alamıyorsanız, o zaman çocuğunuzun sokaktaki dostlarımıza düzenli olarak su ve yemek vermesini sağlayın. En azından kendi sokağınızın hayvanlarına sahip çıkın ve çocuğunuzu da bu bilinç ve sorumluluk duygusuyla büyütün…

İdil

Barınaklarımız destek bekliyor...

Barınaklarımız destek bekliyor...

Barınaklarımız

Onlar sevgi ve ilgiye her zaman muhtaçlar...

4 comments October 2, 2009

Sahip Çıkalım! gerçek hayvanseverliği sorguluyor… Bu konuda gerçekten bilinçli miyiz?

Hayvan sever olmak…

Nedir hayvan sever olmak?.. Bir köpek ya da kedi gördüğümüzde ne kadar şirin olduğunu düşünüp yanımızda geldiğinde kaçmak ve “Ben uzaktan seviyorum” demek midir?.. Yoksa “Bu güzelin acaba tek başına yaşadığı bu koskoca dünyada, başını sokabileceği bir yeri, karnını doyurabilecek bir şeyleri veya en kötüsü bir hastalığı var mı?” diye düşünmek midir hayvan severlik?..

Şu zamanlarda çoğu kişinin hayvan sevgisinden anladığı şey, “cins” köpek-kedi bakıp bu hayvanlarla hava atmak gibi geliyor bana… Gerçek hayvan severlerse gerek sokakta gerek barınaklarda yaşayan meleklerimizin ihtiyaçlarını düşünüyor, onlara yardım etmek için uğraşıyor ve onları, kendilerini gerçekten sevecek ailelerle bir araya getirmek için çabalıyorlar… İşte bu insanlar bilinçli kişilerdir… Sahip Çıkalım!’ın amacı da tam olarak budur :)

Onların bize ihtiyaçları var...

Onlara yardım edin...

Sahip Çıkalım! iki senedir Türkiye’de dört ayaklı dostlarımıza yardım için uğraşıyor… Şimdi sıra bizde… Yani gençlerde… Kendi arkadaşlarımıza, kardeşlerimize, yeğenlerimize, kuzenlerimize, komşularımıza yani Türkiye’de ki tüm gençlere bu bilinci aşılamak ve amacımızı anlamalarını sağlamak bizim görevimiz…

Genç Sahip Çıkalım! için sizlerden destek bekliyoruz. Kendi çevremden örnek vermem gerekirse, artık çocukların bir arada oynayan köpekler gördüklerinde “Aaa… Kavga ediyorlar” değil, “Ne güzel oynuyorlar” demelerini ve bir kedi gördüklerinde kutuya kapamak ya da onu incitmek yerine güzelce beslemelerini istiyorum. Sokaktan bir köpek bulduklarında, dövüştürmelerini, hayvanın canını acıtmalarını, bir yere bağlayıp hayvana acı çektirmelerini istemiyorum! Eminim benim gibi düşünen birçok insan vardır. Ancak hayvanlara zarar veren insanlar, elbette bizi anlamayacaklar… Ama yine de meleklerimizi kurtarmak elimizde…

Onların bize ihtiyaçları var...

Çevrenizi onlar için bilinçlendirin...

Genç Sahip Çıkalım!’ın bizim gibi gençleri bilinçlendirmek için birçok projesi olacak. Yaşınız kaç olursa olsun, sizden ricam şu: Çevrenizdeki dostlarınızı bilinçlendirin. Onlara dört ayaklı dostlarımızın da bizler gibi en iyiyi hak ettiğini anlatın… Sizi anlayanlar olacağı gibi, tersleyen, hakaret belki küfür edenler olacaktır… Yılmayın!.. Küçük meleklerimiz uğruna bu yolda siz de bizimle yürüyün. Bizim sizlere ihtiyacımız var…

Benden şimdilik bu kadar…

Sevgilerimle :)

Merve

7 comments September 29, 2009

Previous Posts


Genç Sahip Çıkalım!

Genç Sahip Çıkalım!
(Young Let's Adopt!)
"saving animals inspiring humans"

Güncel Yorumlar

Merve Yaprak on “KORKMAYIN!” ve ha…
öznur mezgil on Bu sefer de ben yazacağım, bil…
Merve Yaprak on Bu sefer de ben yazacağım, bil…
idil uzun on Bu sefer de ben yazacağım, bil…
Merve Yaprak on Bu sefer de ben yazacağım, bil…

Blog Arşivimiz

Takvim

February 2010
M T W T F S S
« Jan    
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728

Güncel Yazılar

Let's Adopt